Kuzey İrlanda’nın İngiltere’den bağımsızlığı için IRA saflarında mücadele ederken tutsak düşen Sands, 1981’de hapishanede tecrit koşullarına karşı ölüm orucu direnişinde hayatını kaybetti. Ölmeden kısa bir süre önce milletvekili de seçilmişti.
Bobby Sands yüzyıllardır egemen İngiliz düzeni tarafından her alanda ezilen ve dışlanan Kuzey İrlanda Katolik halkı için ulusal bir sembol.
Bugün bizde yaşanan ‘barış süreci’ Kuzey İrlanda’da da yaşanmıştı. Protestan halkla birlikte sosyalist bir program yerine Katolik halkın ulusal talepleriyle kendini sınırlayan IRA, Protestan kesimi kendine taban yapan Kuzey İrlanda yönetimi ve Londra karşısında kaçınılmaz bir yenilgi ile birlikte yasallaşmış, IRA‘nın yerini Sinn Fein almıştı.
Milliyetçi liderler uzlaşmacılığı gizlemek için halkın değeri olmuş, Bobby Sands gibi isimleri öne çıkarır.
Duvarlara resimlerini, dağa taşa heykellerini yapar. Bununla barış sürecini sorgulayan halkı avutmaya çalışır.
Eski IRA militanı ve Bobby Sands‘le beraber ölüm orucu direnişine katılan Tommy McKearney IRA üzerine yazdığı kitapta halkın mücadelesi üzerine basarak yükselen bu yeni elit kesimi ‘mağduriyet nutukları atan siyaset tüccarları’ olarak nitelendiriyor. Bu elitler ‘kendi cemaatlerindeki yoksulluğun ve sefaletin derin köklerini karartıyor ve kendilerinin mağdur olduğunu iddia ediyorlar’
Eski IRA liderleri başta Gerry Adams ve Martin McGuinness şimdi makam sahibi oldular, zengin oldular. Bobby Sands’ler ise duvarda kaldı.
Devlet ve PKK Kuzey İrlanda barış sürecini örnek aldıklarını daha önce açıklamışlardı.
Çatışmalarda yaşamını yitirmiş gerillalara özel mezarlıklar oluşturulması, isimlerinin parklara sokaklara verilmesi ve son olarak Mahsum Korkmaz‘ın heykelinin dikilmesi salt bir sembol üretimi mi?
Elbette iki ülkenin dinamikleri farklı ancak bu benzerlikler üzerine düşünmeye değer.