Yıkılan binalar, yeni inşaatlar ve denizlere çıkan sokaklar

HDP İzmir binasının basılarak Deniz Poyraz’ın öldürülmesi pek çok açıdan Hrant Dink cinayeti gibi. Göstere göstere gelmesi, 50 dakika boyunca işini yapmasına müdahale etmedikleri katili gözaltına alırken “ismin ne abicim?” diye sormalarında kendini duyuran yakın mesafe, katilin hiçbir aile vb özel yan içermeyen ama tetikçi kimliğinin kilometre taşlarının net bir şekilde sergilendiği instagram fotoğraf albümü, katilin gözaltındayken instagram hesabına yapılan yorumları beğenmesi, kamera kayıtlarına format atılması muhaliflere verilen net bir mesaj ve yeni bir kırmızı çizgi inşası. Bunu salt bir nefret cinayeti olarak görmek için liberal bir gözlük takmak gerekir. Net politik mesajları olan, bu mesajın altının çizilmesi ve tartışılması için yeterli bilgilerin ulaşılabilir yerlerde bırakıldığı bir cinayet.

Kürt meselesinin hiç olmadığı kadar bir şehir ve işçi meselesi olduğu, Kürt coğrafyasından önemli oranda nüfusun batıdaki şehirlere göç ettiği, İzmir’in bu şehirler arasında önemli yere sahip olduğu açık. Kürt hareketinin batıdaki sosyalist çevrelerle bağ kurduğu ve milletvekilliği kazandığı bir yer. Cinayetin kitlesel bir toplantının arifesinde işlendiğini de göz önüne alırsak Paris cinayetleri gibi hiçbir yerde ve hiçbir yasal düzlemde güvende değilsiniz mesajını net bir şekilde vermesiyle sadece nefretle açıklanabilecek bir olay değil.

Sokağa dökülmese de herkesi tepki göstermeye zorlayacak güçte bir tepki mevcut. Sokağa çıkmanın bedelinin giderek yükseltildiği, özel olarak katliamın hedefindeki HDP’nin 6-8 Ekim dönemindeki MYK’sının Kobane isyanındaki ölümlerden sorumlu tutulup yargılandığı mahkemenin sürdüğü günlerde sokağa çıkma tartışması basitçe cinayete tepki vermenin ötesinde anlamlar taşıyor.

Demirtaş provokasyondan bahsedip, “öfkemize yenilmeyeceğiz” diyor. Katilin yalnız olmadığı, ekip olarak geldikleri, aynı gün ilerleyen saatlerde bir toplantı olacağı, o yüzden il binasının kalabalık olacağı ama demokratik muhalefetin aşina olduğu son dakika aksaklıklarından dolayı ertelendiği yönünde bir kısmı kesin bir kısmı kuvvetle muhtemel bilgiler var. Kitlesel bir katliam olsaydı yine öfkemize yenilmeyelim çağrısı yapılabilir miydi? Zor.

Diğer yandan Kobane isyanı çözüm sürecinin bitirilmesinin en önemli sebebiydi. Barış süreçlerinin olmazsa olmazı halkın yeniden isyan etmeyeceği, düzene rıza göstereceği bir noktaya gelmesidir. İsyanın örgütleyicisinin düzen içinde kurumlaşmasına da bu yüzden izin verilir. Kürt hareketi şiddeti yıllar önce sınır ötesine çekerken beklenti de buydu. Bu beklentinin hareketin yönetici kesiminde, Kürt zenginleri içinde ve halkta da bir karşılığı vardı. Kobane isyanı ve hendek direnişlerine evrilen en yoksul ve ulusal taleplere sahip çıkan kesimin tepkisi egemenlerin yeni bir barış sürecine başlarken sürekli hafızasında olacak.

Sokağa çıkmanın bedeli geçmişe göre daha ağır ve bu isyanın da işaret ettiği gibi duranın düşeceği bir bisiklet sürüşü gibi. Hal böyleyken kitlelerin kafasındaki ne için, nasıl, nereye kadar soruları ve benzerleri cevaplanmadan kuru kuruya insanlara sokak çağrısı yapmak da ağır bir sorumluluk.

Kürt hareketi şiddeti sınır ötesine çekti ama resmi şiddet de peşinden geldi. Bugün sınırın güneyinde KDP’nin de pasif agresif desteğiyle tabiri caizse sığınaklarının dibinde savaşıyorlar. İktidar karakollarıyla, köylülerden aldıkları topraklara yerleşerek, kestiği yok ettiği ağaçlarla bir güvenlik kuşağı oluşturuyor. Geçtiğimiz günlerde bu gelişmelerle ilgili inceleme yapmak için Almanya’dan gidecek heyet uçağa bile bindirilmedi. Başka ülkelerden Erbil’e gidebilenler bir otelde adeta zorunlu misafir edildi. AB ve ABD ovadaki Kürt silahlı güçlerini Türkiye’ye karşı ne kadar koruyorsa dağdakilerin tasfiyesine de açıktan ya da pasif o kadar destek veriyor.

Tam da bu gelişmeler olurken Biden görüşmesini İzmir HDP baskını ve HDP kapatma davasının daha önce iade edilmiş iddianamesinin kabulü izledi.

Liberaller ve itirafçı mafya protesto hakkı tartışmasını açtı ve bu tartışma verili tabloda “HDP de siyasi şiddete tavır alsın” dayatmasına kadar gider.

Şu twitin sosyalist ve Kürt hareketinden insanlarda gördüğü teveccüh ise muhalif aklın, şiddeti zihinlerde de çoktan sınır ötesine, sürgüne gönderdiğine dair bir veri. Kuşkusuz bu ülke ve iç ülke sert çelişkileriyle liberalleri sıkça şaşırtan bir yer. Bu açıdan aslında ara bir form olan sol liberallerin daha fazla iş gördüğünü söylemek lazım.

Merceği HDP’den dışa taşırıp içindeki ve dışındaki sosyalistleri de katarsak gördüğümüz her karaya sahili olan bir deniz gibi dalgalanan geniş bir örgütsüzlük hali olmaz sadece. Aynı zamanda irili ufaklı sayısız network’le karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Düzen HDP’yi kapatarak muhalifleri istediği doğrultuda yeniden örgütlenmeye zorluyor. Diğer yandan değişen toplumsal şartlar da sosyalistlere kendini tekrar eden örgütlenme ve politikalarını işaret ediyor. Bunu görmemekte ısrar eden, tasfiye kaygısıyla içine kapanıp kendini koruma kaygısıyla davranan örgütlenmeler kadar, bu dağınıklığı kendi networklerinin inşasında kullanan sol liberalleri de görmek lazım.

Gecekondu mahalleleri yıkılır kentsel dönüşüme girer, ’90’larda boşaltılan köylerin oluşturduğu şehirlerin nüfusu bile batıya akarken siyaset değişiyor, değişir. Bu ülkede eski bir âdet var. Binalar eski binaların taşından yapılır. Bu sadece binalara özgü bir durum değil.

Sürekli erteleyerek yaşayan toplumlarda, bir şeyler değişmesin diye sürekli bedel ödetilen toplumlarda diğer her şey değişir. Bu ağır dönem görece hafiflediğinde sosyalistler kendini daha liberal, Kürt hareketi de daha kimlik odaklı bulabilir. 20 yılda büyük bir işçileşme dalgası yaratan AKP Türkiyesi’nde elbette bu eğilimler örtük ya da açık teşvik de edilir.

Ancak görece hareket alanı geniş bir dönem gelip de yine birilerinin koşturması gerektiğinde ilk koşanlar yine Deniz gibi ismiyle yaşayan ve yoksulluktan başka bir şeyi olmayanlar olacak.

Bir Cevap Yazın