Küba doğudan batıya uzanan coğrafi görünümüyle timsaha benzetilen bir ada. En doğuda Santiago kısmı hareketsiz duran timsahın kıvrılmış kuyruğu gibi. Havana tarafı ise kuzeydeki komşusunu gözleyen başı.
Adanın ortasından geçerek bütün eyaletleri birbirine bağlayan yaklaşık bin km uzunluğunda bir otoyolu var. Yıl 2016. Devrim öncesinden kalma eski bir Chevrolet ile Havana’dan doğuya doğru yola çıktık. Santa Clara’yı geçtikten bir süre sonra yol aniden daraldı. Yolu şeker karşılığında Sovyetler Birliği inşa ediyormuş ve 1991’de bütün yatırımlarını ve askeri varlığını bir gecede çekince yol yarım kalmış.
1991’de sosyalist ilişkilerin dağılması Küba’yı büyük bir açmaza sürükledi. Sosyalist kamp içindeki ticaretle başta petrol olmak üzere hemen tüm ihtiyaçlarını karşılayabilen Küba dolar olmadan hemen hiçbir ürünü alamayacağı bir pazarın içinde buldu kendini.
Sonrasını biliyoruz. Küba turizme açıldı. Önce sınırlı bazı bölgelerde devlet işletmeleri eliyle daha sonra ise Kübalıların evlerinin uygun odalarını turistlere kiralaması yoluyla adadaki her insan bu kapitalist ilişkinin bir parçası oldu.
Sosyalizm sıklıkla komünizmle karıştırılır ve bu ciddi bir sorundur. Sosyalizm kapitalizmden komünizme geçiş sürecidir ve bunun bir devrimle başlıyor olması genellikle meselenin büyük oranda çözüldüğü şeklinde kestirme bir sonuca götürebilir insanı.
Şimdi Santiago de Cuba’da oturan standart Kübalı bir aileyi ele alalım. 40’lı yaşların ortasında bir çift. Kolonyal mimariyle yapılmış bir evde oturuyorlar. Geniş bir ev ve tek çocukları var. O da her beş Kübalıdan birinin yaptığı gibi yurtdışına çalışmaya gitmiş. Hükümetin koyduğu bağımsız tuvalet, duş vb kurallara uyup evde tadilat yapmışlar. Gelirin yarısını hükümet vergi olarak alıyor. Santiago’ya fazla turist gelmiyor. Gelen her on turistten ancak ikisi en doğuya kadar geliyor. Turların çoğu Havana civarında bir rota çizmişler, bir kısmı ancak Santa Clara’ya Che’nin anıt mezarına kadar geliyor. O yüzden Santiago’daki bu ‘casa particular’ın günlük fiyatı son derece uygun. Havana’daki pansiyon evlerin gecelik fiyatı ise Santiago’dakilerin neredeyse iki katı. Hele de kolonyal mimarinin ve tarihin en yoğun olduğu Malecon Bulvarı’na çıkan sokaklarıyla eski Havana bölgesinde fiyat daha da artıyor.
Sonuçta geçtiğimiz 30 yıl boyunca Santiago’daki aile bir birikim yaptıysa Havana’daki bir ‘casa particular’ sahibi bunun 2 belki 3 katı birikim yapabildi. Devrimden sonra el konulmuş ve dağıtılmış kolonyal mimariyle yapılmış evler turizmle birlikte barınma kullanım değerinin dışında bir değişim değeri taşımaya başladı ve kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası devreye girdi. Turistin ülkeye girdiği Havana’dakiler bundan aslan payını alırken ülkenin doğusundakiler bundan pek fazla faydalanamadı. Ülkenin taşrasında oturanlar ya da evi mesela Havana’da olduğu halde turistik bölgeye uzak olanlar ise bu turizm döneminin neredeyse tamamen dışında kaldılar. Küba dolara iç piyasada daha değerli bir muadil üreterek ve kimseyi üretim sürecinin dışında tutmayarak uzun on yıllar boyunca bu etkileri kısmen yumuşatmaya çalıştı.
2021’de dünyaya pandemi krizi yaşatılırken Küba da bundan payını aldı ve yıllık 4 milyondan fazla turist gelirken bu sayı 2020’de 1 milyona, 2021’de yarım milyona kadar düştü. 2021’de Havana’nın tarihi bölgesinde Malecon Bulvarı’nda devrim karşıtı eylemler patlak verdi.[1] Sonraki yıllarda turizm kısmen toparlasa da pandemi öncesi sayıları bir daha göremedi ve son iki yıldır yine bir milyonun altında kaldı.
Küba’nın mevcut hali “tek ülkede sosyalizm olur mu?” sorusuna verilmiş iki uçlu bir cevap. Bu sorunun cevabı hem evet, hem de hayır. Küba ‘yeni kıta’da canavarın dibinde komünizme geçişte atılmış ilk adım. Her zaman ileri atılan bir adım ona eşlik eden diğerleri gelene kadar yalnızlığı, tekliği yaşayacaktır. Bu kaçınılmaz bir durum. Diğer yandan bu atılan adımları katı bir şekilde senkronize etme çabası sıklıkla ileri doğru adımları zorlaştıran bir hal alıyor.
2010’lu yıllarda Küba’nın da dahil olduğu bir süreçle Kolombiya’nın en büyük silahlı devrimci örgütü FARC tasfiye edildi. Henüz birkaç sene öncesinde Fidel’in yazılarında Kolombiya evsahipliği yaptığı 7 ABD üssüyle bütün kıtayı tehdit eden bir güç olarak, Latin Amerika’nın İsrail’i olarak tarif ediliyordu.
Peki neden böyle bir rol üstlendi Küba?[2] O tarihte ABD Ortadoğu’yla meşguldü ve bu meşguliyetten Venezuela ve Küba kendi ekonomilerini geliştirmek için barışçıl yoldan bir fırsat yaratmaya çalıştı. FARC geleneksel köylü isyancılığını modern Marksist çözümlemelerle birleştirmeyi başarmış özgün, köklü bir hareketti. Kolombiya oligarşisi buna kırları insansızlaştırarak ve şehirde kontrol şiddetini artırarak cevap veriyordu. FARC’ın şehirlere her girme çabası ağır katliamlarla durdurulmuştu. Sonuçta bu barışla FARC şehirlere ancak prestij kaybına uğrayarak, dişleri sökülerek, taleplerini yumuşatarak, liberalleşerek ve küçülerek girebildi. Paramiliterler ise hayatlarına olduğu gibi devam etti. Küba çizgisine daha yakın ELN kırlarda Kolombiya oligarşisine karşı yalnız kaldı. Bu arada eski bir M-19 mensubu geçmişi olan Gustavo Petro bir dönem başkan olmayı başardı ancak hükmü sınırlı kaldı ve özellikle ABD’nin Ortadoğu dosyası bir sonuç elde ettikten sonra Karayipler devrimcileri ellerindekileri kaybetmeye başladı. Aralarındaki bağlar da ciddi zarar gördü.
Sosyalizme doğru atılmış hiçbir adımın pazarlık konusu olamayacağının altı bir kez daha çizilmiş oldu bu onyıllık tarihle. Ancak bu süreçten öğreneceğimiz daha fazla şey olduğunu düşünüyorum. Köylü devrimciliğinin ya da isyancılığının tuttuğu yer, bunun alışkanlıkları, içinden çıkardığı hiyerarşi artık eskisi kadar halkları bir yere götürmüyor hatta Delcy Rodriguez örneğinde kristal bir şekilde görüldüğü gibi emperyalizmin işine yarayan aleyhte sonuçlar yaratıyor. Delcy Rodriguez, annesi ve babası geçmiş toplumsal mücadelelerde can vermiş biri ve Maduro kaçırıldığında Venezuela başkan yardımcısıydı. Bugün Venezuela Küba’ya, İran’a tavır almış, İsrail’le iyi ilişkiler geliştiren yani her konuda ABD çizgisine uyum göstermiş durumda.
Sorun burada Delcy Rodriguez’in annesine, babasına ve Venezuela halkına ihanetinden daha büyük. O emperyalistler için bir simge, bir anahtar oldu. Karşıdaki örgütsel yapıyı, mekanizmayı bozup dağıtmak yerine içerden çalışacak uyumlu birilerini bul, yoksa teşvik et ya da önündeki engelleri kaldır ve karşıdaki yapıyı dönüştür. ABD’nin bugün Küba’da da başka yerlerde de aradığı bu. Onunla uyumlu çalışacak ve yapıyı içerden değiştirecek Delcy’ler. Mülksüzleşmenin, işçileşmenin ve servet transferinin devasalığı aynı ölçüde bir öfke, bir bilinç ve bir hareketlenme yaratıyor. Bu yapılar birer tampona, frene, birer oyalama ve kitlelerin tepkisini söndürme mekanizmasına dönüştürüldüğü için Delcy’ler kıymet kazanıyor.
Köylü isyancılığı insanlık tarihine büyük şeyler verdi ancak tepede bir önderin kılavuzluğu, halkın aktif ya da en azından pasif desteği ve aradaki bağı sağlayan yeteri kadar kadroyla başarıya ulaşma şansı yakalayabilen bu organizasyon modeli artık şehirleşmenin, dijital denetimin geldiği bu noktada aleyhte bir duruma dönüştü. Rollerin birbirinin yerini alabildiği kolektif, şehirli ve işçi bir model lazım.
‘21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti: Küba’
SSCB 1991’de yıkıldığında sonucu sadece iki devlet organizasyonunun mücadelesi belirleseydi kazanan SSCB’ydi. CIA’nin Doğu Tümeninin yani SSCB ve müttefiklerine bakan birimin ikinci ismi bir KGB ajanıydı.[3] 1991’den yıllar sonra açığa çıkmış bir olaydan bahsediyoruz. Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı Küba üzerine bir rapor yayınladı.[4] Benzer olaylar örgüsü. Küçük bir ülke CIA’nın Küba masasından ABD Dışişleri’ne kadar pek çok noktaya sızıyor. ABD içinde ucu Demokrat Parti’ye kadar uzanan geniş bir etki ağı inşa ediyor.
Üstelik bunları zamanında KGB’nin yaptığı gibi parayla, güçle değil, prestijiyle, ideolojisiyle yapıyor. Raporu okuyunca farkına varıyoruz ki Küba gizli ya da açık fark etmeksizin bu kadar işi yaparken her türden solcuyla çalışmış ve hiç reklam yapmamış.
ABD sola dair her şeyi öngörmekte, tasfiye etmekte çok tecrübeli.[5] Dünyanın en büyük KP’lerinden ABD KP’yi Mc Carthy’cilikle %90 tasfiye eden sonrasında Cointelpro (Evdeki Savaş) Doktriniyle düzen dışı muhalifleri birbirine düşüren, aralarındaki çelişkileri kışkırtan, onların içine sızarak güçlerinin ötesinde eylemler yapmaya zorlayan, bu doktrinle ABD devrimcilerinin organize olmasını sabote eden ABD bugün de bireysel silahlı eylemleri, kendini yakma eylemlerini belli ki dikkatle izliyor.
Son yıllarda ABD’de holding CEO’larına İsrailli diplomatlara yönelik organize olmayan ama birbirinden ilham aldığı da açık bireysel silahlı propaganda eylemleri yaşanıyor. Eylemciler eylemden sonra çoğu zaman kaçmıyor bile. Sonrasında birer açıklama paylaşıyorlar. Keza 7 Ekim sonrasında aralarında askerlerin de olduğu kimileri Filistin soykırımına dikkat çekmek için kendilerini yaktı. Bunların yanısıra yapay zeka, otonom silahlar ve dijital denetim konusunda pek çok bireysel protesto yaşandı.
ABD, Küba’yı komünizm tehdidinin baş sorumlusu ilan ederek içte ve dışta sola karşı yeni bir savaş başlatıyor.
ABD’nin 2026 başında Kübalı 32 askeri öldürerek Maduro’yu kaçırması sonrasında Küba daha katı bir ambargonun içinde buldu kendini. Yakıt, ilaç ve gıda taşıyan parası ödenmiş konteynerler Küba açıklarında, Kolombiya ya da Jamaika limanlarında bekletiliyor. Yardım kampanyalarında toplanmış 7000 konteyner da benzer şekilde bloke edilmiş durumda. Kendi fosil yakıtları ve güneş panelleriyle enerji ihtiyacının ancak üçte birini karşılayabilen Küba’da 24 saatin büyük kısmı elektriksiz geçiyor. İnsanlar bahçelerinde, sokakta ateş yakarak yemek pişirebiliyor. Gıda tedariği büyük oranda yapılamıyor. Fiyatlar çok artmış durumda ve turist akımı da neredeyse durmuş halde.
Bu arada ABD’lilerle Küba heyeti birkaç kez görüştü. ABD bir Delcy aradı bulamadı ancak Küba kapitalist yönde ciddi geri adımlar anlamına gelen 176 maddelik bir reform paketini bir tartışma süreci olmadan resmi gazetede bir gece yayınlayıverdi. Özel şirketlerin önünü açan, yurtdışı bankaların Küba’da şube açmasına izin veren, yurtdışındaki Kübalıların Küba’da yatırım yapmasına izin veren, fiyat kontrollerini kaldıran bunun yerine yoksullar için sosyal yardımları düzenleyen bu 176 madde Küba’da parti ve ordunun kontrol ettiği sektörleri korumaya kadar çekmiş sınırı. Burada en problemli olanlar ise 30 yıldır turizmden biriktirdiği serveti büyütme heveslileri, yurtdışından Küba’ya yatırıma izin verilmesi ve yurtdışı finans kuruluşlarının Küba içinde şube açmasına izin verilmesi olacak. 1991’de Küba turizme açıldığında hızlıca bir dolarizasyon yaşamış, bunun etkisini iç piyasada doları kaldırarak dolar muadilini piyasaya sürerek kısmen sınırlayabilmişlerdi. Dışardan sermaye ithali büyük bir açık ve enflasyon yaratacaktır. Yurtdışındaki Kübalıların yatırımına ilk başta Miami’de etkili olan Küba istihbaratı DI eliyle belli bir filtre getirilmeye çalışılsa da zamanla finans açığını kapatmak için bu filtrenin gözeneklerinin gevşeyeceğini söylemek gerek.
Diaz Canel resmî gazetede 176 maddelik planın yayınından sonra aslında 2011’de 6. Kongre’de kabul edilen reformları uygulamakta geç kaldıklarını söylüyor, parti içinde doğan tartışmayı sol ve sağ diye sunuyor.[6] Ona göre sol kanat piyasayı şeytanlaştırıyor, sağ kanat ise toptan özelleştirmeyi savunuyor. 2011’de hızlı, sınırlı bir tartışmayla bir dizi reform ilan etmişler ve bunları büyük oranda uygulamışlardı da. Sosyalizm ve toplumsal mücadeleler tarihi açık. Bir parti, bir örgüt tartışmayı dar tuttuğunda, hataları, eksikleri gizlemeye çalıştığında bu hiç iyi sonuç vermedi.
Burada 8 milyarlık bir dünyada sosyalizmi inşa yolunda ısrarlı olsa da 10 milyonluk[7] ve birkaç ürüne dayalı bir ekonomiden bahsediyoruz. Dünyanın üçte biri sosyalist ilişkiler içindeyken Che bu konforla uzlaşmadı ve nesnelliği değiştirmek ekonomiyi sınırlı ürüne bağlılıktan kurtarmak ve başka devrimleri yapmak için yaşadı. Küba kıtada ayak basmadık yer bırakmadı.[8]
Küba eleştirisinin ince bir noktası var. Türkiye’de sosyalizme meyletmiş, sempati duymuş onca insanın gönlünde özel bir yeri var Küba’nın ve Che’nin. Küba bir timsah ve timsahlar karada son derece hantal ve savunmasızlar. Denizi büyütmek lazım.
[1] Sonradan fatura dönemin ekonomi bakanı Alejandro Gil’e kesildi ve Gil’e müebbet hapis verildi. Diaz-Canel’in parti içindeki sağcılardan kastı Gil gibiler. https://haber.sol.org.tr/haber/kubanin-eski-ekonomi-bakanina-casusluk-ve-yolsuzluk-suclamasiyla-omur-boyu-hapis-cezasi
[2] Küba ‘90’lara kadar desteklediği FARC’la iyi ilişkisini kesmemekle birlikte rehine eylemleri gibi eylemleri eleştirmeye ve desteğini çekmeye başlar.
[3] Bunun dizisi Assets’i öneririm.
[4] 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti: Küba https://www.state.gov/cuba-the-capital-of-21st-century-communism
[5] NATO Ankara zirvesinden önce tutuklama listelerinin ABD yapay zeka şirketleri eliyle hazırlanıp, Türkiye’ye verildiği yönünde haberleri de not edelim.
[6] https://www.presidencia.gob.cu/es/presidencia/intervenciones/discurso-pronunciado-por-el-presidente-de-la-republica-en-la-clausura-del-primer-periodo-ordinario-de-sesiones-de-la-x-legislatura-de-la-asamblea-nacional-del-poder-popular/
[7] Küba göç ve doğum oranlarının düşüklüğüyle nüfusu azalan, yaşlı bir ülke. 2026’ya 9.436.440 nüfusla başladılar.
[8] Küba’nın kıtada ABD’li devrimciler dahil destek vermediği hiçbir örgüt yok. Küba hiyerarşisinde yükselebilmek için enternasyonal görev yapmış olmak ise şart. Şu anki başkan ise geçmişte Nikaragua’da Sandinista’larla çalışmış.