Güneyde kalan turnaya, M’ye
Birkaç gündür kaşkola sarılıp yatıyordu. Hücre arkadaşları biraz şaşkındı. Hava o kadar da soğuk değildi aslında. Biraz kırgınlık var üzerimde diyordu. Sınırlı verilen sıcak suyla duş da almamıştı zaten. Hakikaten de biraz halsiz görünüyordu.
Üçüncü gün kağıt kalemin başına oturdu. Mektup değil, yukarıya not yazıyordu. Ancak uzaktan bakan hücre arkadaşları biraz şaşkındı. Gülsüm’ün masanın başında böyle boş kağıtla bakıştığını hatırlamıyorlardı. Hızlıca yazar işini bitirirdi. Uzun bir aradan sonra kısaca bir şeyler yazdı, katladı, üzerine gidecek adresi koduyla yazdı. Sigara paketinin naylonunu çıkardı. Katlanmış paketi içine koydu. Kenarlarını yaktı. Aslında gideceği hücre çok yakındı, hava da yağmurlu değildi. Bu kadar özene hücre arkadaşları şaşırdı.
Merhaba yoldaş,
Bu sevginin onaylanmadığını, hapishane yaşamında ikisi de tutsak insanın sevgisinin gerçek bir zemini olmadığı, olamayacağı konusunda tekrar bir tartışma konusu açmak gibi bir niyetim yok. Ölüme giden bir direnişçi olarak yine ölüme giden bir yoldaşıma hediye yollamak istiyorum.
Bir kaşkol
Devrimci selamlarımla
Notu yollamak için en iyi topu aldı, elinde tarttıktan sonra notu içine yerleştirdi. Havalandırmaya çıktı, ortalık sakindi. Kılavuz topu attı. Top geri gelince asıl topu yolladı. Sonra volta atmaya başladı. Voltaya çıkmadan önce boynuna kaşkolu sarmıştı yine. Cevap çok hızlı geldi.
Merhaba yoldaş,
Hayır. Böyle bir şeye izin vermek bir ilişkiye onay anlamına gelir. Buna izin verilmeyeceğini bilmene rağmen sormanı anlayamıyorum.
Bu konuyu bir daha açılmamak üzere kapatıp direnişimize odaklanalım.
Devrimci selamlarımla
Gülsüm notu okuyunca kızardı. Açık beyaz teni kıpkırmızı oldu. Tuvalete gidip notu yaktı ve voltasına devam etti.
Hücreyi paylaştığı yoldaşlarından Selvi hiçbir şey anlamadı. Diğeri Suna’yla 19 Aralık’tan önce aynı hapishaneyi paylaşmıştı. Suna, Gülsüm’ün yüzünü görünce sezdi. Gülsüm’ü bir kez daha bu halde görmüştü. Yıllar önce konumu indirilmiş, bütün sorumlulukları alınmış şekilde kaldıkları hapishaneye sevk olmuştu. O zaman da yüzü böyleydi.
Bu konu bir daha açılmadı, ne hücrelerdeki tutsaklar örgütlenmesinin sorumlusuyla ne de hücredeki yoldaşlarıyla.
Sonra bir gün slogan sesiyle havalandırmaya çıktılar. Ses televizyonun olduğu hücreden geliyordu. Gülsüm onun ismini duydu.
… ölümsüzdür
Slogan atarken Gülsüm’ün yüzüne baktı Suna. Şaşırdı. Ketum, renk vermeyen bir yüzdü gördüğü.
Akşam üzeri gardiyanlar havalandırma kapılarını kapatmak için geldi. Gardiyanlarla beraber gelen 2. Müdür Gülsüm’ün yüzünü uzun uzun süzdü. Gülsüm’ün rahat bir hali vardı.
*
Suna gece Gülsüm’ün uyandırmasıyla uyandı. Gülsüm onu aşağı çağırıyordu. Beraber aşağı indiğinde hücrede yanabilecek bütün malzemelerin alt katın zemininde bir yer minderi gibi topladığını gördü. Gözleri açıldı. Gülsüm’e baktı, Gülsüm eline bir not tutuşturdu. Oku ve imha edelim dedi.
Not kısaydı:
Yoldaşlar,
Sizi ve örgütümü seviyorum. Elbetteki yaşanmamışlıklar vardır. Biz kazanacağız.
G.
Gülsüm yer minderinin ortasına oturdu. Kaşkolu boynuna doladı ve çakmağı çıkardı. Suna’yla göz göze geldiler. Ateşi yaktı.
Ateş yavaş yavaş çoğaldı, Gülsüm’ün beyaz teni alevlerin içinde kaldı. Gülsüm acıya direnebildiği kadar direndi, bağırmak istemiyordu. Bağırırsa gardiyanlar gelecekti. Suna’nın aklında kalan son görüntü kaşkolun alevlere sarılmış hali oldu.